Ogün ŞANLI
Devlete ve onun kurumlarına iftira (bu yazıda bundan
sonra “şer” olarak anılacaktır) atmak son yıllarda hem çok moda oldu. Hem de
çok prim yapmaya başladı. Kabul etmemiz gerekir ki Cumhuriyetimiz ve onun
kurumlarını mundar etmek için bilinçli, planlı ve programlı bir çalışma
yürütülmektedir.
Son olarak, kendi halkını öldürmek amacıyla camilerini
bombalamak için hazırlık yapan bir devlet, kendi uçağını düşürmek için plan
yapan bir devletten sonra kendi Cumhurbaşkanını kuduz köpeklere ve farelere
verilen “striknin keratin” ile zehirleyerek öldüren veya öldürülmesine
engel olamayan bir devlet profili çizerek devletine şer atmak, hangi
insafla, hangi vicdanla bağdaşır anlamak mümkün değil.
2-3 Kasım tarihli gazetelerde ‘merhum Özal’ın
otopsisinde zehir bulundu’ haberi ve bu haberden zımnen çıkarılabilecek
sonuçları görünce devlete şer atmanın ne kadar da kolay bir hale geldiğini
görüp de üzülmemek elde değil. Bu kadar önemli bir konunun bile hiçbir
belgeye dayanmadan uluorta açıklanmış olması ve Adli Tıp Kurumu’nun
yalanlamasına rağmen bu konunun hala bazı çevrelerce ciddi ciddi tartışılarak
kamuoyu oluşturulmaya çalışılması çabalarına “yuh” demekten başka bir ifade
bulamıyorum. Şahsen biz bu çalışmaları yürütenlerin kuyruk acısını çok iyi
biliyoruz. Ancak Cumhuriyet’in nimetleri ve onun sağladığı özgürlük
ortamında bir başka deyişle Cumhuriyet’in gölgesinde bu faaliyetlerin
sürdürülmesini içime sindiremiyorum. Kendisini bu ülkenin onurlu vatandaşı
sayma onurunu gösteremeyenlerin devlete attığı şerleri zaten bu devlet için
onur sayıyoruz.
Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesi ve bunu takip eden
maddelerinde şer atmanın cezai hükümleri net bir şekilde ortaya konmuş
olmasına, ayrıca şer atmanın çok günah olduğuna dair onlarca ayetin ortada
durmasına, İslam dinin bunu kesin bir dille men etmesine rağmen, hadi diyelim
devlet korkusu yok, peki hiç Allah korkusu olmadan insanların gözünün içine
baka baka bu tür şerlerin atılmasının hesabını bu insanlar nasıl verecek?
Bunu yapanlar hangi dine, hangi kitaba inanıyor bu konuda bende
önemli şüpheler oluştu.
Sadece devlete şer atılmayla yetinilse iyi…Cumhuriyet
tarihimizin kahramanlarına, siyasetçilerine, yazarlarına çizerlerine de şer
atılarak yakın tarihimiz resmen kirletildi. Bunlara önerim, M.G. Akademisi’nden
hocam çok değerli tarihçi İlber Ortaylı ile muhabirliğinden tanıdığım ve
o günlerde bile bir gün mutlaka çok iyi bir gazeteci olacağından emin
olduğum Akşam Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın
birlikte hazırladığı “Cumhuriyetin İlk Yüzyılı 1923-2023 adlı kitabını bir
zahmet bir okusalar da bu attıkları şerler onların yüzüne bir tokat gibi geri
çarpsa bari.
Başta Doğu Anadolu olmak üzere ülkemizin soğuk
yörelerinde sıcak olması için yünden keçeler yapılarak yere ve sedirlerin
üzerine sererler. Bu keçeler ilk baharda dışarı çıkarılarak duvarların
veya taşların üzerine atılıp ağaçlarla dövülür. Dövdükçe de keçe tozur
üzerinde ne kadar toz varsa çıkar ve keçe yeniymiş gibi pırıl pırıl olur. Herkes
şundan emin olsun ki Türkiye’ye ve onun kurumlarına şer yakışmaz. Şer attıkça
Türkiye ve onun kurumları şahlanır. Yani Türkiye biraz da keçeye benzer
dövüldükçe tozur ve tozudukça da devleşir.
Asıl acı olan tüm Cumhuriyet dönemi boyunca devlete
atılan şerlerin hiç birisinin kanıtlanamamış olmasıdır. Çamur at izi kalsın
misali, ağzı olan konuşuyor ama devletin tüm imkanları eline geçince de hiçbir
şeyi kanıtlayamıyor. Güney Doğu’daki faili meçhuller konusunda da PKK’yı
bırakıp devlete şer atanlar yıllarca kamuoyunu meşgul etti. Yüzlerce yer
açıldı, it ve at kemiğinden başka bir şey bulunamadı. Bu ve buna benzer
yüzlerce olay bile devlete ne kadar haksızlık yapıldığının kanıtıdır. Devleti
bu kadar hırpalamanın, yıpratmanın kime ne faydası var bilmiyorum ancak bu ülkenin
mütedeyyin vatandaşları olarak biz bundan çok muzdaribiz.
Son olarak Ergenekon davasının gizli tanığının
Şemdin sakık olduğunu öğrenince bu işin artık devlete şer
atmanın da ötesinde devlete b..k atmaya dönüştüğünü görüyoruz. Bir zamanlar
PKK’nın iki numaralı ismi olan Şemdin Sakık’ın tanıklığıyla TSK mensuplarını
terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlayarak yargılamak şer atmanın
sınırlarını çok zorladığı için bunun değerlendirmesini sizlere bırakıyorum.
Tuncer Kılınç paşanın Şemdin Sakık’a ‘dürüst adamdır’ diyerek ona şer atmasını
da ona hiç yakıştıramadığımı söylemeliyim! Gizli tanıklık sisteminin
bugüne kadarki uygulamasından hukuk sistemimizin yara aldığı ve adaletin
adaletsizliğe dönüştüğü anlaşılmaktadır. Bu uygulamaya devam edilmesi
halinde ileride çok büyük hukuk cinayetlerinin yaşanabileceğinden eminim.
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı bir konuşmasında
küreselleşmeyi tanımlarken şöyle demişti: “ Helaya onlarca yerli ve yabancı
isim takıldı (Tuvalet, 00, wc…vb) ancak ismine ne derseniz deyiniz
sonuçta hela, küreselleşmeye de isterseniz globalleşme vb…ne derseniz deyiniz
sonuçta nasyonal sosyalizmdir.” Bazı şeylere farklı isim takmakla işin özü
değişmiyor. Şer atmaya da isterseniz iftira, komplo teorisi, çamur atma
vb ne derseniz deyiniz sonuçta şer atmaktır.
Ancak son zamanlarda öyle şerler gördük ve duyduk ki
şerre bile rahmet okutacak nitelikteydi.
ABD’de yaşanan 11 Eylül olaylarından kısa bir süre
sonra ABD’ye gitmiştim. Daha 6 ay veya 1 yıl önce ABD vatandaşı olmuş binlerce
insan giydikleri ABD bayraklı tişörtlerle ve ellerinde ABD bayraklarıyla
sokaklara dökülmüş ABD için kendilerini parçalıyorlardı. Ortada bir gerçek var
ki 89. yılını kutladığımız Cumhuriyet’imizin vatandaş yetiştirme sorunu var.
Dünyadaki irili ufaklı 205 devletin ekonomik güç olarak ilk 16. sırasında
bulunan sadece ilk ve orta öğreniminde eğitim gören öğrenci sayısı dünyadaki
yaklaşık 150 devletin nüfusundan daha büyük olan onurlu bir devletin vatandaşı
olmak onurunu yaşamak yerine devletine şer atan onursuz bir vatandaş
olmayı tercih edenlerin cehenneme kadar yolu var. Devlete şer atmakta dahil
onların bu devlete yapabilecekleri her türlü kötülüye artık hazırlıklıyız.
Devlete şer atmaya devam edenler
için söylenecek tek söz günahınız bol olsun. Allah sizi ıslah etsin demekten
başka yapılacak bir şey yok. Eski terörist, yeni itibarlı tanıkları da Allah
sahiplerine bağışlasın tepe tepe kullansınlar. Tutuklu bulunan başta Engin Alan
paşa olmak üzere diğer TSK mensuplarına da Allah bundan sonra teröristlerin
tanıklığıyla yargılanacakları böyle bir acıyı birdaha yaşatmasın inşallah.
Unutulmasınki belalı bir coğrafyada bulunan bu ülkenin herzaman kahramanlara
ihtiyacı olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder