Türkiye, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Nuri Demirağ ve
Vecihi Hürkuş tarafından özel sekör eliyle, Kayseri Uçak Fabrikası’nda ve
Türk Hava Kurumu’nun (THK) Etimesgut tesislerinde kamu eliyle dört kez
uçak üretimini denemiş ancak, yeterli sermaye ve bilgi birikimi ile yasal
alt yapının olmaması sebebiyle bunu başaramamıştır. Türkiye’nin dışa
bağımlığını kendi çıkarlarına daha uygun gören güçlü müttefiklerimizin bunu
istememesi ve bilinen diğer nedenler, bu başarısızlığı
kolaylaştırmıştır.
Geldiğimiz noktada; ekonomik büyüklük olarak dünyanın
ilk 16 ülkesi içerisinde yer alan, kişi başına düşen milli geliri 10 bin
doların üzerinde olan, bölgesinde ekonomik güç haline gelen, havacılık ve uzay
sanayii konusunda yetişmiş nitelikli iş gücü ve alt yapısı bulunan ,
geçmişte başarısızlıkla sonuçlansa da uçak üretimi konusunda bir deneyim
yaşamış olan, 2050 yılında nüfusunun yaklaşık 100 milyon olması beklenen
Türkiye’nin, ilk ve orta öğrenimde okuyan 16 milyon öğrencisi ile
vatandaşlarının yarıdan çoğunu oluşturan genç nüfusunun uçak ve uzay sanayine
uzak kalarak yetişmemesi için gerekirse her yıl belirli bir miktar
subvansiyon sağlayarak uçak üretimi yapmak zorunda olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca, geçmiş yıllarda TÜBİTAK tarafından hazırlanan
Vizyon 2023 Teknoloji Öngörü Projesi, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından
hazırlanan 9. Beş Yıllık Kalkınma Planı ve 2009 yılnda düzenlenen
Ulaştırma Şurası’nda, uçak üretimi konusu uzun uzun tartışılmış ve bu
konu devletin resmi belgelerine de girmiştir. 1990’lı yıllardan başlayarak uçak
üretimi konusunu sürekli gündemde tutarak devletin resmi belgelerine ve siyasi
otoritenin gündemine, TAİ’nin de büyük katkılarıyla SHGM olarak biz taşıdık. En
önemlisi de son zamanlarda gerek sayın Başbakanımız gerekse, Bakanımız sayın
Binali Yıldırım tarafından yapılan açıklamalardan bu konunun siyasi otorite
nezdinde de kabul gördüğü ve hükümetin gündemine alındığı anlaşılmaktadır. Bu
da bize, ne mutludur ki , uçak üretimi bakımından dönüşü olmayan bir yola
girildiğini göstermektedir.
Bilindiği üzere Türkiye’nin geniş ve dağlık coğrafi
yapısı, karayolu ve demiryolu yatırımlarının yüksek maliyetli olmasına,
karayolu ve demiryolu ulaşımında seyahat sürelerinin çok uzamasına yol
açmaktadır. Özellikle kış aylarında yolların kapanması gibi sorunlar seyahat
sürelerini daha da uzatmaktadır. Ayrıca coğrafi yapımızın kara taşımacılığına
çok uygun olmamasına rağmen kara taşımacılığında ısrar edilmesi
sonucu trafik kazalarında maalesef dünyada ilk sıralarda yer almaktayız.
Bu faktörler göz önüne alındığında, ülkemizin iç hatlarda ve komşu ülkelere
yönelik hava taşımacılığında gelişme ihtiyacı içinde olduğu anlaşılmaktadır
ve bu ihtiyaç, üretim için bir fırsattır. Bunun yanı sıra Avrupa,
Balkanlar, Ortadoğu, Afrika, Türk Cumhuriyetleri, Rusya, Ukrayna ve diğer
Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi ülkelerin bölgesel uçak ihtiyacı da bu
fırsatı tetiklemektedir.
Geçmiş yıllarda Türkiye’nin yürüttüğü “Her
ile bir havaalanı” politikası çerçevesinde şu anda 46 ilimizde toplam 67
sivil trafiğe açık havaalanı bulunmaktadır. Havayolu işletmelerimizin
filolarında yeterli sayıda bölgesel uçağın bulunmaması nedeniyle birçok
bölgesel (STOL) hava alanımızın yıllarca atıl olarak beklediği de
bilinmektedir. Bölgesel ulaşım imkanlarının geliştirilmesi ile bu hava
alanlarının ekonomiye kazandırılmasının ortak paydası, havayolu işletmelerinin
filosundaki “bölgesel uçakların” sayısının arttırılmasıdır. Bunun için
ise yerli imkanlarla üretilen uçak maliyeti daha düşük
olacağından havayolu taşıyıcıları için daha cazip olacaktır.
Türkiye’nin bölgesel uçak ihtiyacı, bölgesel uçaklara
talebin geliştirilmesi, dünya pazarlarında bölgesel uçaklara olan talep,
Türkiye’nin geliştirme ve üretim için fırsatları, finansman önerileri ve üretim
modelini kısaca değerlendirecek olursak;
şu anda 16 ticari havayolu işletmesinin
envanterinde toplam 346 büyük gövdeli uçak, yine 65 hava taksi
işletmelerinin filosunda ise 250 küçük uçak bulunmaktadır.
Boeing tarafından yapılan bir çalışmada Türkiye’nin
büyük gövdeli uçak ihtiyacının önümüzdeki 15 yıl için 160 ila 180 adet olması
öngörülmektedir ve Türkiye’nin 2025 sonuna kadar 12-15 milyar dolar değerinde
yeni uçak talebinde bulunmasının beklendiği ifade edilmektedir. Aynı
şekilde Airbus ise önümüzdeki 20 yıl içerisinde Türkiye ve Avrupa'daki
büyüme ve gelişmeler göz önüne alındığında Türkiye'nin 24 milyar dolar
değerinde 260'ın üzerinde büyük gövdeli uçak ihtiyacı olacağı ve bu dönemde
filonun iki katına çıkacağını tahmin etmektedir. Sonuçları itibariyle
aralarında farklılıklar bulunsa da, her iki büyük uçak üreticisi firmanın
analizleri de Türkiye’nin uçak filosunun büyüyeceğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca 2009 yılında yapılan Ulaştırma Şurası sonuç bildirgesinde 2023
yılında toplam 100 geniş gövde, 450 dar gövde ve 200 bölgesel uçak olacak şekilde
750 uçaklık bir yapıya ulaşılması öngörülmüştür.
Türkiye’nin 81 ilinde sivil trafiğe açık toplam 67
havaalanı bulunmaktadır. Ancak bazı illerde birden fazla hava alanı olduğu göz
önünde bulundurulursa, hava alanı bulunan il sayısı 46 dır. Şu anda 7
hava yolu işletmesinin iç hatlarda 7 merkezden 46 noktaya, dış hatlarda ise 17
hava yolunun 130 noktaya seferler yaptığı bilinmektedir. Ancak kabul etmek
zorundayız ki iç hat uçuşlarının tamamına yakını hala büyük gövdeli uçaklarla
büyük hava alanları arasında yapılmakta olup halk arasında hava dolmuş denilen
uçuşlar ve çapraz uçuşlar hala yapılamamaktadır.
Başta uçak üreticisi ülkeler olan ABD, Brezilya
ve Kanada olmak üzere birçok ülkenin iç hat uçuşlarını sübvanse ettiğini
biliyoruz. Türkiye’nin de bölgesel uçak imalatını desteklemek için iç hat ve
komşu ülkelere bölgesel uçaklarla yapılacak uçuşları sübvanse etmesi
gereklidir.
Bilindiği gibi, 1990’lı yıllara kadar kullanılan bölgesel uçakların tamamına yakını sadece turboprop iken 1990’ların sonlarına doğru ise bölgesel uçaklarda turbopropların yerini jetler almaya başlamıştır. Dünyadaki havayolları işletmelerinde özellikle 1970 – 2000 yılları arasında üretilmiş çok çeşitli tiplerde bölgesel uçaklar kullanılıyor olmasına rağmen, günümüzde sadece üç bölgesel uçak üreticisi firma ayakta kalabilmiştir. Brezilya’dan Embraer, Kanada’dan Bombardier ve Avrupa’dan ATR.
Bilindiği gibi, 1990’lı yıllara kadar kullanılan bölgesel uçakların tamamına yakını sadece turboprop iken 1990’ların sonlarına doğru ise bölgesel uçaklarda turbopropların yerini jetler almaya başlamıştır. Dünyadaki havayolları işletmelerinde özellikle 1970 – 2000 yılları arasında üretilmiş çok çeşitli tiplerde bölgesel uçaklar kullanılıyor olmasına rağmen, günümüzde sadece üç bölgesel uçak üreticisi firma ayakta kalabilmiştir. Brezilya’dan Embraer, Kanada’dan Bombardier ve Avrupa’dan ATR.
Yapılan bir araştırmaya göre bir bölgesel jet uçağı
sunulan koltuk mil başına, Boeing 737-300 uçağına nazaran %50’den daha fazla
gelir getirirken, koltuk mil başına işletme gideri ancak %9 kadar daha fazla
olmaktadır. Bölgesel jetler daha yüksek doluluk oranlarıyla
işletilebildiğinden, böyle bir durumda işletme karının %26 daha fazla olması
mümkün olabilmektedir. Gerek Boeing gerekse Airbus tarafından yapılan
araştırmalarda önümüzdeki yıllarda küçük ve orta gövdeli uçaklar ile yapılacak
besleyici uçuşların daha karlı ve daha cazip olacağı tahmin edilmektedir.
Boeing firmasının pazar araştırmasına göre, 2024
yılına kadar 3 bin 891 adet yeni bölgesel jet uçağının hizmete gireceği
tahmin edilmektedir. Embraer firmasının 30 – 120 koltuk kapasitelerini kapsayan
tahminlerine göre ise 2024 yılına kadar 4 bin 600 yeni bölgesel jetin
satılacağı beklenmektedir. Rolls-Royce firması aynı dönem için 30 – 50 koltuk kapasitesinde
2 bin 687 adet, 70–90 koltuk kapasitesinde ise 4 bin 853 adet olmak üzere
toplam 7 bin 540 yeni bölgesel uçağın satılacağını ve bu uçakların toplam
bedelinin 177 milyar dolar olacağını tahmin etmektedir. Eğer bu dönemde
yeni üreticiler ortaya çıkmaz ise bu pazarın tamamı Embraer ve Bombardier
firmaları arasında paylaşılacaktır. ATR ise sadece turboprop uçak üretimiyle
pazarın küçük bir bölümünden pay alabilecektir.
Bu büyük pazar potansiyeline karşılık dünyada sadece
iki, turbopropları da göz önünde bulundurulursa üç üretici bulunmaktadır.
Avrupa’da bölgesel jet uçağı üreticisi firma bulunmamaktadır. Rolls-Royce
firmasının tahminlerine göre 2024 yılına kadar Avrupa’da 30–50 koltuklu
321 adet, 70 – 90 koltuklu bin 577 adet yeni bölgesel uçağa ihtiyaç
olacaktır. Avrupa’daki genel eğilimin yeni bölgesel jetlere doğru olduğu da
düşünülürse, Avrupa ülkeleri bölgesel uçaklarının tamamına yakın bir bölümünü
Brezilya ve Kanada’dan temin etmek zorunda kalacaklardır.
Gelecekte Avrupa Birliği’ne tam üye olan Türkiye’nin
Türk Cumhuriyetleri, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Orta Doğu ülkelerine
açılan bir kapı olacağı bilinmektedir. Avrupa ülkelerinin kamuoyunun
büyük bir bölümünde Türkiye’nin Avrupa’dan sadece, büyük ölçüde maddi,
beklentileri olan veya iş gücü ihraç eden bir ülke olduğu kanısı yaygındır.
Avrupa’nın bölgesel jet uçağı projesi önerisinin Türkiye’den çıkması,
Türkiye’nin sadece beklentileri olan bir ülke değil de Avrupa’ya teknoloji ve
endüstri alanında da katkılar sağlayan bir ülke olduğunu gösterecektir.
Bölgesel uçakların geliştirilme maliyetleri diğer
yolcu ve yük uçaklarında olduğu gibi çok yüksektir. 15-20 milyon dolar satış
fiyatıyla pazara sunulacak olan yeni bir bölgesel uçağın geliştirme
masraflarının karşılanabilmesi için bu uçaktan en az 500 adedinin satışının
gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bombardier firması C serisi bölgesel jetlerin
geliştirme maliyetini 2.1 milyar dolar olarak tahmin etmektedir. Embraer
firması ise 70–120 koltuk kapasiteli 170 serisinin geliştirmek için bir milyar
dolar civarında harcamada bulunmuştur. Bu geliştirme maliyetleri göz önünde
bulundurulduğunda özel finansman yöntemlerine ihtiyaç olduğu ortaya
çıkmaktadır. Finansmanın bir bölümü Bombardier örneğinde olduğu gibi devlet
bütçesinden sağlanmak zorundadır. Bir bölümü ise uçaktaki çeşitli sistemleri
(motor, aviyonikler, iniş takımları, vs.) sağlayacak olan şirketlerin riski
paylaşması yöntemiyle temin edilebilir. Türkiye bu alana yeni gireceği için
risk paylaşım imkanlarının elde edilebilmesi bakımından kavramsal tasarım
aşamasının ve pazar araştırmasının tamamı devlet desteği ile yürütülmelidir.
Türkiye’nin önümüzdeki 20 yıllık dönemde Airbus ve
Boeing gibi büyük uçak firmalarından 24 milyar dolarlık uçak satın alacağı
tahminleri göz önünde bulundurulursa, bir tür ofset uygulamasıyla, bölgesel jet
uçağının geliştirme giderlerinin bir bölümünün bu firmalarca ve bunların
üreterek Türkiye’ye sattığı uçaklarda kullanılan motorları üreten firmalar
tarafından risk paylaşımı şeklinde karşılanması da mümkün olabilir. Zaten bu
imalatçı firmalardan bugüne kadar zaman zaman bazı taleplerde bulunduğumuz
anlaşılmaktadır. Uçak üretimi için yardım istemek belki de en doğru olanıdır.
Diğer bir çözüm ise uçak üretimi konusunda bilgi
birikimi ve teknik alt yapıya sahip olan, TAI önderliğinde, Türk
Cumhuriyetleri, Rusya ve Ukrayna’nın da içinde bulunduğu bir ortaklık veya
İslam Konferansı Örgütü desteği ile islam ülkelerinden oluşacak bir ortaklık
veya özellikle geçmişte uçak üretim tecrübeleri olan Çek Cumhuriyeti, Polonya,
Romanya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri ile birlikte ortak ihtiyaçları esas alan
bir ortak üretim modelinin geliştirilmesi olabilir. Türkiye’yi içine alan böyle
bir modelin Avrupa Birliği ve ABD kaynaklarından da finansman bulması mümkün
olabilir. Bu proje sayesinde sadece Türkiye değil , diğer Avrupa ülkelerinde de
hava-uzay endüstrisi alanında yeni iş alanlarının açılması Avrupa Birliği
kaynaklarından da finansmanı kolaylaştırıcı bir faktör olarak
değerlendirilmektedir.
Embraer’in E jet serisi bölgesel uçaklarının
geliştirilmesi beş yılda tamamlanmıştır. Bombardier’in C serisi bölgesel
uçaklarının geliştirilmesi için de beş yıllık bir süre öngörülmektedir. Önceden
bölgesel uçak tasarlama ve geliştirme tecrübeleri olan bu firmaların dahi yeni
modelleri geliştirmek için beş yıl gibi bir zamana ihtiyaçları olduğu göz
önünde bulundurulursa, Türkiye’nin kendi bölgesel uçağını geliştirmek için daha
uzun bir zamana ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır. Yeni model geliştirme amaçlı
finansman kaynaklarının teminine göre tamamen Türk tasarımı veya yukarıda
belirttiğim iş birliği yapılacak ülkeler ve Avrupalı diğer ülkelerle birlikte
bir ortak geliştirme/üretim modeli alternatifiyle birlikte
değerlendirilmelidir.
Geliştirme sürecinin uzun olması nedeniyle alternatif
olarak, lisans altında üretim veya mevcut bir projenin tüm haklarının satın
alınması da düşünülmelidir. Lisans altında üretim en az 1 milyar dolar
civarında olan geliştirme giderini ortadan kaldıracağı gibi Bombardier ve
Embraer’in, Avrupa, Orta Doğu ve başta Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Türk
Cumhuriyetleri olmak üzere diğer Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin
pazarına daha yakın olabilmek açısından lisans veya joint-venture anlaşmalarına
olumlu yaklaşabilecekleri değerlendirilmektedir. Ayrıca Boeing veya Airbus ile
de bu konularda işbirliği yapılabilir diye düşünüyorum.
Ülke menfaatini ve prestijini doğrudan etkileyecek
olan bölgesel uçak üretimi konusunda asker- sivil tüm imkanların
birleştirilerek seferber edilmesi ve konuya topyekün bakılması
zorunludur. Sivil-asker ayrımı içinde bir yaklaşım ile bu konunun
başarılması mümkün gözükmemektedir. Esasen konuya havacılık-uzay sanayi ve hava
aracı üretimi olarak bakılmalıdır.
Ülke ekonomisine yılda en az 2,5 milyar dolar
katkı sağlaması beklenen bu projenin, bir prestij projesi olduğu da dikkate
alınarak öncelikli stratejik amaçlarımızdan birisi olarak
belirlenerek bu konuda daha fazla geç kalmadan ivedilikle çalışmalar
başlatılmalıdır. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023 yılında bir
Türk uçağının semalarda uçması tüm halkımızın ortak hayalidir. Araba
üretebilir miyiz bilmiyorum. Ama bölgesel uçak üretebileceğimizden eminim.
Yeter ki siyaseten karar verilsin ve asker-sivil tüm imkanlar topyekün seferber
edilsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder